Başında mimoza, göğsünde erguvan, eteğinde lale…


747 Paylaşım

Mis kokulu bahar; başında serseri yağmurlar, ayağında telaşlı yeşillikler, dallarında eriklerle çıkıp geldi. Saçlarında sarı mimozalar, göğsünde mor çiçekli erguvanlar, eteğinde rengarenk lalelerle yine başımızı döndürmeye hazırlanıyor. İstanbul’un bu pek güzel, pek alımlı, pek mis kokulu çiçekleri bahar mevsiminin biz İstanbullular’a en güzel hediyesi. Bu kez dümeni onlara emanet ediyor, rotamızı çiçeklerin izinde sürüyoruz. 

Gökçe ÇİÇEK

 “Marcovaldo’nun gözleri kent yaşamına az yatkındı; ilanlar, trafik ışıkları, vitrinler, ışıklı tabelalar, yazılar, dikkat çekmek için tasarlanmış olsalar da sanki bir çölün kumlarını tarayan gözlerine hiç takılmazlardı. Buna karşılık, bir dalda sararan yaprak, bir kiremitten sarkan kuş tüyü gözünden hiç kaçmazdı; bir atın sırtındaki sineği, bir masada böceklerin açtığı deliği, bir kaldırımda ezilmiş incir kabuğunu görmediği; mevsim değişikliklerini, içindeki özlemleri, yaşamındaki yoksunlukları duyumsadığında kafa yormadığı olmazdı hiç.”

Bu alıntı, Italo Calvino’nun “Kentte Mevsimler” adlı kitabından. İstanbul’da bahar konulu bir yazıya neden bu alıntıyla girdiğime gelince; kahramanımız Marcovaldo gibi doğayı hassasiyetle izlemesek de kuşkusuz hepimiz mevsimlerden bahar olduğunu biliyoruz. Ama hangimiz, gündelik hayatın koşuşturması içinde telaşlı kuş seslerinin, çiçeklenen erik ağaçlarının, sokakları dolduran renk ve koku cümbüşünün bir parçasıyız ki? 

Dünyamız hızla ısınıyor ve doğa her geçen gün biraz daha zedeleniyor. Artık mevsim dönümleri bile eskisi kadar belirgin değil. Kışın içinde yaz, yazın içinde kış yaşanıyor. O nedenle, söz konusu bahar gibi çığırtkan bir mevsim bile olsa, özellikle kent yaşamı içinde doğayı aramak, merakla doğanın peşine düşmek gerekiyor. Hele ki yaşadığınız kent İstanbul gibi dev bir metropolse… Biliyoruz, pek çoğumuz için İstanbul, doğanın suni bir yaşamla uzlaşmak zorunda kaldığı, belki de çoktan şehri terk ettiği bir şehir. “Ne ağacı ağaç ne havası havane suyu su…” diye dönem dönem herkesin sitem ettiği olmuştur. Ama yine de o koca kargaşanın ortasında aniden karşımıza çıkıveren amansız bir güzellikle ortalığı kasıp kavurabildiği de bir gerçek. Özellikle, tam da şu günlerde, bahar allı morlu renk cümbüşü ve mis kokularıyla ortalığı şenlendirmişken İstanbul’un çağrısına kulak vermemek olmaz. Hatta biraz olsun kendinizi bahar romantizmine kaptırdığınızda, şehrin çoktan aklınızı çeldiğini, işte o zaman İstanbul’un size dar geleceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Nisan ayı, baharda İstanbul’u yaşamanın en güzel ayı. Çünkü Mart’ın şaşkınlığı, yerini güneşle barışık günlerin kararlılığına bırakır Nisan’da. Meteorolojiden gelecek haberler artık o kadar da önemli değildir, “soğuk hava dalgaları” çoktan geride kalmıştır. İnsanoğlu, hiç tereddütsüz güzel bir güne uyanmanın rahatlığını yaşar bu ayda. Bahar da tüm coşkusuyla gelip üstümüze sinen yorgunlukları, içimize yerleşen sıkıntıları alıp götürmüştür zaten. O halde bize düşen sadece sokaklarda olmaktır. İstanbul’da baharın tadını doyasıya çıkarmak için öyle özel planlar yapmanıza gerek yok; nasılsa sizin itinayla uygulamaya çalıştığınız tüm planları suya düşürecektir bahar. Yani o kendi rotasını belirleyecektir. Ama yine de birkaç ipucu isterseniz o zaman İstanbul’un çiçeklerinin izini sürün deriz. Evet, yanlış duymadınız, İstanbul’un çiçekleri. Çünkü biz öyle yaptık! 

MİMOZALARIN SARI SENFONİSİ

Bahar, İstanbul’a ilk Adalar’dan göz kırpar. Mart ayıyla birlikte Adalar’da mimozalar haberini verir yaklaşan baharın. Tabii biz çoğunlukla bu haberi, şehrin bir köşesinde cilveli seslenişiyle sarışın bir demet mimozayı burnumuza sokan çiçekçilerden anlarız ya da ellerinde mimoza demetleriyle koşuşturan insanlardan… Çiçekçilerin yüzündeki tebessümü Mayıs’a kadar garanti eder mimozalar; çünkü bilirler ki seveni çoktur bu sarı tomurcukların. Çalışma masamızın bir köşesine iliştirip iş yerini küçük bir yaşam alanına dönüştürmek, yılın ilk mimozalarından bir demeti sevdiğimiz dostlara hediye etmek, evimizin salonunda kuruyuncaya dek kokusunu duyumsamak, hatta o kurumuş tomurcukları alıp kitaplarımızın arasında saklamak, çoğumuz için kayıtsız kalamayacağımız bir yaşam ritüeli gibidir. Gerçi daha dalında patlar patlamaz tezgâha düşmesi biraz içimizi burkar burkmasına; ama vakit bulamadığımız için gidip dalında izleyemediğimiz mimozaları vazolarımızda görmek de bizi mutlu etmeye yeter. Bir modern zaman tesellisi! Vakti olan şanslıların payına ise daha büyük mutluluklar düşer. Baharda ada vapuruna atladıkları gibi soluğu Adalar’da almak zaten büyük bir hediyedir de buna bir de mimozalar eşlik edince mutluluk ikiye katlanır. Büyükada’dan Heybeli’ye, Kınalıada’dan Burgaz’a adaların her biri mimozaların sarı senfonisiyle şenlenmiştir bu dönemde. Bir gün içinde adalar arasında turlamak da güzeldir, sadece içlerinden birine odaklanıp zaman baskısı hissetmeden ortamın keyfine varmak da. Tercih sizin. Biz tercihimizi Buzgazada’dan yana yaptık. Biricik yazarımız Sait Faik’e bir “hişt hişt” deyip yürüye yürüye Hristos Tepesi’ne uzandık. Bizi bu tepeye götüren yolların bir bir karşımıza çıkardığı güzellikleri mi anlatsak yoksa tepede bize sevinç çığlıkları attıran manzarayı mı, bilemedik. İyisi mi siz gidin de kendi gözlerinizle görün, kendi kulaklarınızla duyun; o taptaze bahar kokusunu doya doya içinize bir güzel çekin. O zaman mimozaların ve baharın İstanbul’a ne kadar çok yakıştığını daha iyi anlarsınız. 

LALELERİN RENK CÜMBÜŞÜ

Mimozaların ardından İstanbul’da bahar, şehrin ana arterlerinde boyunlarını doğrultmaya başlayan lalelerle gösterir kendini. Onlar kendini gösterir göstermez de her yıl aramızda geçen bir tartışma yeniden ve yeniden tekrarlanır: Lalenin ana yurdu neresidir? 7’den 70’e hepimizin çok sevdiği bir konudur bu. Arşivler karıştırılır, hafızalar tazelenir ve sonuç olarak hepimiz bu güzel çiçeklerin aslen buralı oluşunun haklı gururuyla bir kez daha övünürüz. Lale sadece baharın değil, İstanbul’un da simgelerinden biridir. Sabahın ilk ışıklarında serviste, otobüste, dolmuşta, tramvayda ve yahut takside uykulu uykusuz bir yerlere, birtakım işlere yetişmeye çalışırken trafiğin orta yerinde rengarenk laleleri görmek, hangi İstanbullu’nun yüzünü güldürmez ki? Asya’dan Avrupa’ya şehrin dört bir yanında karşımıza çıkar laleler; parklarda, meydanlarda, korularda, şehrin yeşil kalan ne kadar alanı varsa neredeyse hepsinde… Binlerce, on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca lale. Nisan ayında İstanbul adeta dev bir lale bahçesine dönüşür. Hafta sonu gelsin de Gülhane Parkı’na gidip laleler içinde poz verelim diye can atarız. Laleler de olmasa Emirgan Korusu’nun yolunu zor buluruz. Sarılı kırmızılı, beyazlı morlu, pembeli turunculu, ebruli laleler o kadar güzeldirler ki onlara dair en büyük can sıkıntımız birkaç hafta sonra boyunlarını yeniden bükecek olmalarıdır. Keşke hep böyle rengarenk, diri diri kalsalar da gözümüz gönlümüz açılsın isteriz. İstanbul Lale Festivali bu yıl 18. yaşını kutluyormuş. Lalenin İstanbul’a yeniden dönüşü 18 yıl olmuş demek. O halde takipte kalın, kutlamalarda, şenliklerde yerinizi alın, buna değer.   

ERGUVANLARIN MOR DANSI

Mimozalar, laleler İstanbul’un en güzel çiçekleridir kuşkusuz; şehrin sadece görüntüsünü değil ruhunu da zenginleştiren bahar süsleridir. Fakat İstanbul’da bahar deyince erguvanların yeri onlarınkinden biraz daha ayrıdır. Çünkü asıl onlar işe karışınca şehrin rengi değişir. Bakın Ahmet Hamdi Tanpınar, “Beş Şehir” adlı kitabında, “Gülden sonra bayramı yapılacak çiçek varsa o da erguvandır” der ve şöyle devam eder: “O, şehirlerimizin ufkunda her bahar, bir Dionyssos rûyası gibi sarhoş ve renkli doğar. Dünyanın tekrar değiştiğini, tabiatın ağır uykusundan uyandığını haber vermek ister gibi, zengin, cümbüş israfıyla her tarafı donatır, bahar şarkısını söyler…” İşin güzel yanı erguvanlar Bizans’tan Osmanlı’ya, Ahmet Hamdi’nin satırlarından günümüze aynı şarkıyı söylemeye devam ediyor, tabii duymasını bilene… Erguvanları görebilmek için Mayıs’a kadar sabretmemiz gerekir. Nisan ortası gibi kızarmaya başlayan dallar, Mayıs başında salkım salkım çiçeklerle karşılar bizi. Onlar çiçeklenince de Boğaz semtleri kısa bir süreliğine pembeli morlu kostümünü üzerlerine geçirmiş gibi olur. Yıldız Korusu, Emirgan Korusu, Boğaziçi Üniversitesi’nin ve Amerikan Kız Koleji’nin bahçeleri, Kuruçeşme sırtlarındaki Hatice Sultan Korusu, Küçükbebek’te Arif Paşa Korusu, Anadolu yakasında Beykoz Ormanları, Paşabahçe’de Tepeüstü, Hidiv Kasrı’nın denize bakan yamaçları, Fethi Paşa Korusu, Küçüksu sırtlarındaki Sevda Tepesi, Kandilli’de Cemile Sultan Korusu… Buralar Mayıs’ta hep erguvandır. Kısa bir süreliğine diyoruz çünkü bu şölen en çok iki hafta sürer. Bu nazlı çiçek, Haziran’a doğru eteklerini topladığı gibi gözden kaybolur. Ta ki bir dahaki Mayıs’a kadar. O yüzden ne yapıp edip yılın bu vaktinde yolumuzu Boğaz’a düşürmek gerekir. Zira erguvan, alıp vazoya koyacağımız, saksıya ekip pencere önünde izleyebileceğimiz bir çiçek değildir.

İstanbul’un erguvan şenlikleri de vardır elbette, şu kısacık dönemde herkesler bu güzel çiçekleri görebilsin diye pek çok etkinlik düzenlenir, Boğaz semtleri arasında deniz yolculukları yapılır. O yolculuklardan birinde şehrin güzelliklerini izleyerek iki yaka arasında gidip gelmek kuşkusuz ki bizi yeniden hayata ve İstanbul’a bağlar. Rumelihisarı’nda kahvaltı, Kanlıca’da yoğurt, Beylerbeyi’nde yorgunluk çayı, Ortaköy’de akşamüstü sefası ve dilediğiniz herhangi bir durakta sezonun son taze balıkları… Daha ne olsun! 

Peki bitti mi şehrin çiçekleri, hepsi bu kadar mı? Hayır bitmedi. Bu şehrin daha mis kokulu leylakları sümbülleri, erikleri, kirazları, mor salkımları, gülleri, papatyaları, gelincikleri, akasyaları, ıhlamurları var.  Dileriz bu bahar yolumuz sık sık bu çiçekler tarafından kesilir; renklerine yüzümüzü sürer kokularını içimize hapsederiz. 

İyi baharlar! 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

747 Paylaşım
Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı