Holloko Adında Bir Masal Diyarı


Tarihe dokunmayı sever misiniz? Peki ya olanak ve biraz da cesaret bulsanız zaman makinesine 'atlayıp' geçmişin beğendiğiniz bir dönemine gitmek nasıl olurdu? Belki gelişen teknolojiyle birlikte böyle bir seyahat mümkün olacak, ama buna daha çok vakit var! Dünyada ve ülkemizde öyle yerler var ki, adım attığınız anda geçmişe yolculuk etmiş gibi oluyorsunuz. Elbette zaman makinesiyle değil günümüzün ulaşım araçlarıyla! Mesela ben kısa bir otobüs yolculuğuyla geçmişe gittim. Hem de epey geriye!

Nazan DENİZ


Yok, hayır! Şaka yapmıyorum… Üstelik toplamda altı saat sürse de, fiziksel olarak yorucu olsa da her saniyesine değdi bu yolculuğun. Gelin daha gidip görmeden "vurulduğum", görünce de bayıldığım o masal diyarını anlatayım size. Filmi başa sarıyorum.

Her çalışan gibi “bir kuşun gökyüzünde süzülüşüne benzer" hızla gelip geçecek yıllık iznimi planlamaya aylar öncesinden başladım. Kafamda çok uzun zamandır başka diyarlara gitmek vardı. Uçak bileti, ekonomik durumun toparlanması derken sonunda Macaristan'ın başkenti Budapeşte'ye "tamam" dedim. Yıllardır gidilecek yerler listemde öylece durup duran bu kenti kısacık bir süre içinde de olsa tanımaya karar verdim. 

Tabii ilk iş internette araştırma yapmak oldu. Haftalarca okudum, okudum, okudum… Liste çıkardım, kendimce program yaptım. Ama arayışımın bitmediğini hissediyordum. Gezimin "kalbi" olacak yer henüz karşıma çıkmamıştı.

Sonunda "Bu galiba klasik bir turistik gezi olacak" diye düşünürken, bölgede yaşayan birinin bloğuna denk geldim. Ve orada gezinirken bir fotoğraf gördüm… Her şey çok basitti aslında. Tam ortada küçük ve eski bir yapı. (Köyün kilisesi olduğunu sonradan öğrendim.) Bu yapının sağında ve solunda hafifçe yukarıya doğru uzanan Arnavut kaldırımlı iki küçücük sokak. Burası öyle gösterişli bir mimariye sahip değildi. Ama "bir şey" ki halen ne olduğunu bilmiyorum, beni çarptı. 

Eski zamanlardan kalma bir fotoğraf sandığım o görüntünün aslında blog yazarı tarafından geçen yıl çekildiğini öğrenmemle birlikte kalbim hızla atmaya başladı. Oraya gidecektim! Elbette Budapeşte'nin güzelliklerini de görecektim ama gezimin "kalbi" işte burası olacaktı! Çünkü amatör bir gezginin bloğunda gördüğüm o fotoğraf yüzünden benim de kalbim deli gibi atıyordu.

Belki bazıları beni ukalıkla çok bilmişlikle suçlayacak ama bir yere gittiğimde orada bana duygu geçiren, ne olduğunu her zaman adlandıramasam da bağ kurabildiğim bir köşe ararım. 

Yeme – içme bana göre değil, çünkü midem her şeyi yememe izin vermez. Tabii ki gittiğim yerin görülmesi gereken yerlerini de gezerim ama turist yığınları arasında gezinmek de bana çok iç açıcı gelmez. 

Sadece bana özelmiş gibi hissettiren bir köşe ararım… Sanki o gittiğim yerin yüzyıllardır saklanan sırlarını bana fısıldayacakmış gibi hissettiren bir köşe… 

BÜYÜLEYİCİ EVLER…

Budapeşte'nin sırlarını da bana Holloko adlı bu masal köyü anlattı işte. Deminden beri bir gizli sevgiliyi satırlara döker gibi tasvir ettiğim yer Holloko…  Fotoğrafını görüp vurulduğum küçücük köy.

UNESCO'nun Dünya Mirası listesinde yer alan bu köyün öylesine büyülü bir havası var ki içine düşünce çıkmak istemiyorsunuz. Yolunuz Budapeşte'ye düşerse diye not edeyim… Bu geçmiş zamanda donup kalmış gibi görünen köye Budapeşte'nin Puskas Ferencs Stadyumu'nun hemen yanındaki otogardan bineceğiniz bir otobüsle bir buçuk saatlik bir yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Eğer ülkede araç kullanacak kadar kendine güvenli bir sürücüyseniz kiralık bir arabayla da ulaşabilirsiniz. Çünkü trenle ulaşımı zor ve karışık.

Otobüs sizi köyün girişinde bırakıyor. İniyorsunuz ve sonrası derin bir sessizlik! Tek bir gürültü, tek bir motor sesi yok… Varsa da uzaklardan geliyor. Çünkü Holloko'nun eski bölgesine otomobille girmiyor kimse. Hemen girişteki otoparkta herkes aracından iniyor ve kendini Arnavut kaldırımlı sokaklara bırakıyor. 

O sessizliğin içinde etrafınızda dizi dizi uzanan, mimarisi Orta Çağ'a ulaşan  ama yine de bakımlı, balkonlarından ve pencerelerinden renk renk çiçekler sarkan evlerin arasında yürüyorsunuz. 

Bu sanki bir masaldan çıkmış gibi görünen evlerin hangisine bakacağınızı şaşırıyorsunuz ilk anda. Çünkü hepsi öylesine özenli ve öylesine iyi korunmuş ki!

Bu arada… Size bir sır vereyim… Dilediğiniz evin kapısını açıp girebilirsiniz. Elbette köyün tarini bölgesinde! Çünkü Arnavut kaldırımlı sokakların iki yanında uzanan evlerin çoğu müze. Bütün kapıları açarak bütün gününüzü geçirebilirsiniz burada. 

Yeri gelmişken hemen anlatalım… Holloko'daki 67 tane evin yarısından çoğu eski zamanları, o dönemdeki yaşantıyı anlatan birer müze olarak tasarlanmış. Hepsini sırayla ziyaret edebilir, içerideki yöreye özgü giysileri, ev dekorasyonunu, ilkel dokuma makinelerini ya da aklınıza gelen her tür ayrıntıyı yakından görebilirsiniz. Bu şekilde Holloko'nun çok güzel korunmuş tarihine bir yolculuk yapmış olacaksınız. 

İsterseniz bir eski kapının üzerinde parmaklarınızı gezdirip "Acaba benden önce kimler bu kapıyı çaldı?" diye hayallere dalabilirsiniz. Ya da bir pencereden karşınızdaki manzaraya bakıp "Kim bilir yüzyıllar önce burada yaşayanlar bu pencereden bakarken neler düşünüyorlardı?" diye kendi kendinize sorabilirsiniz. Sonrasında da bir sürü hikaye yaratabilirsiniz kafanızın içinde.

Bu arada… Holloko birçok turistik rehberde yer almasa da aslında bir turistik cazibe merkezi. Köyün büyük ve kapsamlı bir müzesi var. Vaktim kısıtlı olduğundan orayı göremedim. 

Çünkü bir Amerikalı turist grubu müzeyi rahatça ve ayrıcalıklı bir şekilde gezmek için tam günlüğüne "kapatmıştı." Ama bu elbette şevkimi kırmadı; girebildiğim bütün müzeleri gezdim. Ki zaten hepsi küçücük ve gezmesi çok kolay. Tabii ayrıntılara kendinizi kaptırırsanız bir küçük müzede saatlerin nasıl geçtiğini anlamayabilirsiniz.

Holloko'daki gezim sırasında iki tane yaşlı hanımla tanıştım. Onlarla "herkes kendi dilinde" sohbet bile ettim. Yani onlar Macarca konuştu ben Türkçe. Kesinlikle şaka yapmıyorum. 

Yaşlı hanımlar turistlere zaten çok alışkın. Bazıları evlerinin önünde oturup bir yandan el işi yaparken bir yandan da onları Holloko'yu ziyaret edenlere satıyor. Bu arada yılların izini taşıyan tatlı yüzlerindeki gülümsemeyle size ev sahipliği yapıyorlar. Ev sahipliği dedim, çünkü bu tür yerlerde adet olduğu üzere tezgahtaki ürünlere baktığınızda onları almanız için size ısrar etmiyorlar. Sadece tatlı tatlı gülümsüyorlar. 

Benim gittiğim Ağustos ayında Holloko'da müze kapatan Amerikalılar dışında çok kalabalık turist grupları yoktu. Genellikle Macarlar geziyordu köyü. Herkes hatta küçük çocuklar bile bu masal diyarındaki büyülü sessizliği bozmamak için neredeyse fısıltıyla konuşuyordu. 

Ben gezerken ortalık hep sessizdi ki bu bence iyi. Amerikalı konukları öyle istediği için beni ve başka kimseyi içeri almayan müze görevlisinin anlattığına göre burası en çok Paskalya döneminde kalabalık ve hareketli oluyor. Çünkü o dönemde köyde gençlerin yöresel kıyafetler giydiği şenlikler düzenleniyor.

Bu arada Holloko ile ilgili birkaç teknik bilgi de verelim. Burası 1987 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Bu özelliği nedeniyle de çok ciddi bir koruma altında. Zaten herkes köyün dokusunun bozulmaması için elinden geleni yapıyor. Bu konuda bilinç üst düzeyde. 

Bahçesinde Orta Çağ'a özgü ahşap oyuncakların bulunduğu kafenin sahibesi olan hanım yüzyıllar öncenin anlayışına göre hazırlanan mutfağı gösterdi örneğin.  Bu minyatür mutfakta çocukların odunla ocağı yakıp yemek yapabildiğini anlattı. O evin bahçesindeki oyuncaklar arasında en çok "dönme dolabın atası" dediğim sepetlerden oluşan bölüm ilgimi çekti. 

Köyün adı size de enteresan geldi değil mi? Elbette Macarca olduğu için. Peki Holloko ne demek? Bunu da köyün girişindeki kuzgun heykeli anlatıyor. Kısacası  köyün adı kuzgun taşı anlamına geliyor.

Aylar öncesinden kalp atışlarımı hızlandıran Holloko ile buluşmam toplamda altı saat sürdü. Ama anıları bir ömür benimle olacak. Bazen gözlerimi kapattığımda o küçücük evleri karşımda göreceğim.

Gittiğim her yerden ağzımda bir tat kalır bir de ne zaman duysam bana orayı hatırlatan bir koku… Holloko'dan bana kalan, badem ezmesi tadı. Büyük olasılıkla köye veda etmeden önce oturduğum kafede badem ezmeli çikolata yediğimden. Ve bir de ahşap kokusu. 

[zombify_post]


12 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Holloko hiç duymadığım bir yer,sayenizde varlığından haber olduğum ,görseldeki fotoğraflar ve anlatımlar sayesinde bir nebze de olsa masal diyarında şansım oldu…Teşekkürler …

  2. Çok teşekkür ederim bende duymamış idim bu masal köyünü gezi programına kaydettim devamını beklerim 😊😊👍👍👍👍👍

  3. Dünya mirası diyince ne güzel korumuşlar tam bunu olurken içim burkuldu salda gölü geldi aklıma kamyonlarla kumların çalınışı geldi aklıma içim ezildi 😢

  4. Çok güzel bir anlatı olmuş. Holloko’yu bize tanıttığınız için teşekkürler…